Tag Archives: Vural Uzundağ

Spleen Fanzin’in 4. sayısı çıktı!

Spleen Fanzin*, kendini vareden iç sıkıntısını enerjiye dönüştürerek yoluna devam ediyor…

Fransız sürrealist Jacques Rigaut(Çev: Emre Saygun) ve M.P.Powers(Çev: Şakir Özüdoğru) Türkçe’de ilk kez yayımlanan şiir ve metinleriyle Spleen Fanzin’de.

Bir ay rötarlı yayımlanan 4. sayısında şiirleriyle; Gülseli İnal, Sema Güler, Vural Uzundağ, Furkan Çolak, Özkan Kula, Emre Gürkan Kanmaz ve Seda Eriş.. Öyküleriyle; Tan Tolga Demirci, Nesimi Yetik ve Tamer Sağır.. İllüstrasyonlarıyla; Hilal Can, İdris Aktuz ve Zeynep Aygül.. Yazılarıyla; ilk sayımızdan bu yana sürdürdüğümüz(bu sayımızla birlikte üzülerek noktaladığımız) Şiir Fragmanlar’ıyla Ahmet Bozkurt, Jean-Claude Lauzon’un 1992 yapımı ‘Léolo’ filmi üstüne geniş çaplı incelemesiyle Gökçe Pehlivanoğlu yer alıyor.

Spleen Fanzin’in 4. sayısında, diğer sayılarımızda da sürmesini planladığımız, Şakir Özüdoğru’nun çevirip, hazırladığı ‘‘Spleen İç(t)akıntıları, Fetişistik Poetika’’ sayfalarının konukları A.B.D.’li iki şair Gerald Locklin ve Matthew Lapierre.

Spleen İçbükeyleri’ndeyse; Kahraman Çayırlı’nın sinema(Zenne), fotoğraf(Giorgos Lanthimos) ve müzik (123 grubu) yazılarının yanı sıra, Bilal Çiftçi’nin ‘İç Askı’ şiirini okuyabilirsiniz.

Spleen Fanzin’in iletişim adresleri: http://www.spleenfanzin.wordpress.com ve spleenfanzin@gmail.com ve https://www.facebook.com/pages/SPLEEN-Fanzin/116414518470723

*) Spleen Fanzin, Harun Atak tarafından yayımlanır. İstanbul merkezlidir, Arnavutköy’de boğazın bereketli sularında yıkanır ve iki ayda bir çıkar. İstanbul’da Mephisto Kitabevi(İstiklâl Caddesi ve Kadıköy şubelerinde), Ankara’da İmge Kitabevi(Konur Sokak Merkez), İzmir’de Pan Kitabevi(Karşıyaka), Yakın Kitabevi(Alsancak), Arma Kitap Cafe, Fethiye’de Ayrıntı Kitabevi, Eskişehir’de Adımlar Kitabevi’nden temin edilebilir.


Vural Uzundağ – Spleen Fanzin Sayı 2

Tünel

işte yürüdüğüm bozkırda gövdemden bahsediyorum, biraz
derinliğe doğru kaybolan aydınlık, asfaltı yoran bir kalabalık
sonrası hiç çizilmemiş bir haritaya bakarak yürümekse, sen
orada gizli bir köşede saklanansan, ben çıkıyorum dışarı, elma
yıllardır içimde patlamayı bekleyen bir embriyo, yasak
duvarların üzerinden telaşla atlamayı bekleyen bir çocuk, ben
aşağıda, ışıksız, gölgesiz, derisi atmış bir yılandan oyulmuş yüzümle
bekliyordum.
sandım ki kasırganın ardından gelen ufkun rengi sarıdır ve
gergin bir yaydan geriye doğru fırlayan yüzüm çarpışıyor gövdemle
ayak tabanlarım patlamış, bulutlar toplanıyor ne kadar istemesem
tünele doğru herşey karmakarışık, hâlâ içimde yorgun bir Eyyûb.
bir ucunda kan var bu gecenin bir ucunda tavandan sarkan örümcek
seviyordum.
nereye döndüysem, baktım uğultulu bir ayrılık düğümü, gemicilerin
bakışlarında buldum sarnıcın dingin gölgesini. karaya çıkan her yolcu gibi
ayak tabanlarım çıplak, gemi; uğruna perdah çektiğim atların yüzü
dizginsiz ilerleyen gecede saçlarım, herşey değişti yurdum sandığım vahada
durdum. nasıl uykunun düşte ördüğü bir sanrıya sarıldım
korkuyordum.